Aziz Nesin Şiirleri

aziz nesin

Şiir alanında da oldukça başarılı olan Aziz Nesin’i saygıyla anıyoruz.

ROMAN

Bu romanın arkası gelmiyor
Çoktan bitirmeliydik
Kaçıncı kez son nokta
Canımızı üfleyerek yeniden yalazladık

Senin kuş dediğin bence balık
Sence hava bence su
Aynı sözcüklerle aynı dili konuşamadık

Romanın sonunda seni öldürmeli miyim
Sonra da üçüncü kişi ağzından kendimi
Bir roman uğruna ikimize de yazık
Yine de elimi kana bulamaktansa
Romanı kana buladık

AYRI DÜNYALAR

Hangi gezegenden düştün beynime
Bir bakarsın dilin var ama değil
Hangi gezegenden indin gözüme
Güzel mi güzel ama değil
Hangi gezegenden geldin gönlüme
Seviyorsun sevmesine ama değil

Sen benim göklerimin kuşu değilsin
Değilsin benim toprağımın çiçeği
Sularımın balığı değilsin
Zaman birlikte ısırdığımız elma değil
Bak diş izlerimiz kalmamış anılarda
Bir dünyadanmışız gibi ama değil

HEPSİ AYNI

Kaç sevgiliyi sonuncu saydıysam
Hepsi de aynı kadındı
Bilmiyorlardı kendilerini
Ama ben biliyordum
Çünkü hep aynı bendim.

Kaç kadını seviyorum dedimse
Hepsi de aynı kadındı
Bilmiyorlardı birbirlerini
Ama ben biliyordum
Çünkü hepsini seviyordum.

Kaç kadın ihanet ettiyse
Hepsi de aynı kadındı
Bilmiyorlardı kaç yaram olduğunu
Ama ben biliyordum
Çünkü vurulan hep bendim

YER

Nerdesin çağrısına koştuğu güzel
Özlemle yanıtını bekledi sevmenin
Kendi sesinin yankısıydı duyulan
Anladı ki en yakınındaki en uzak
Yine ayrı dünyalarda düşlerle yaşayacak

Dönüp baktı gemilerine yanmış
Baktı limanlarına yıkılmış
Dönüş yolları kapanmış
Adam kendine baktı
Kendini kollarına almış
Gitse gidemez ileri
Dönse dönemez geri
Uçamaz
Boşlukta duramaz
Bir yaşam boyu anlatmak istediği şeyi
Değil mi ki anlatamaz
Artık seviler ülkesinde yoktu yeri

ÇELİŞKİ

Hem istiyorum ki
Bir elimle öbürünü tutunca
Senin nabzını duyayım
Ve sen tutunca kendi göğsünü
Duyasın benim yüreğimi
Usundan geçeni konuşmalıyım
İçimden geçeni yapmalısın
Öylesine yakın
Aynı uzamı bölüşelim
Hem istiyorum ki
Değil yan yana
Sonsuza dek böyle can cana

Hem de istiyorum ki
Bana hiç gelmeyesin
Bu güçsüzlüğümü
Bu yarım kalmışlığımı hiç görmeyesin
Yine de seni
Taa uzaklardayken duyumsayayım içimde

Hem istiyorum ki
Kimseler bilmesin sevgimizi
Nasıl görmezse gözüm gözümü
Sevinin içinde yitip
Bilmeyelim biz bile bizi
Öyle bir giz kalsın bu sevi
Kendimizden de saklayıp
Biz bile unutalım bu gizi

Hem de istiyorum ki
Duyuralım haykırıp dünyaya
Bütün insanlar
Canlı cansız tüm yaratıklar
Tek bilmeyen kalmasın
Bu eşsiz benzersiz sevgimizi

GÖLGELER TOPLUMU

Gün gelir her şeyini yitirir insan
En sonra da gölgesini
Ama şu kara kalabalık
Daha ölmeden yitirmiş gölgesini

Bundan bile kötüsü var
İşte yaşadığımız bu dönem
Yitirmiş insanlarını gölgeler
Olmayan insanların gölgeleri

Üstelik bilmiyorlar insansız olduklarını
İnsanlarını yitirmişler de haberleri yok
Dolaşıyor yerlerde gölgeler
Hem de insan sanıyorlar kendilerini

TAHLİYE

Kısmet olup şu hapisten çıkarsam
Deniz derya yol görünür gözüme
Bekâr odam dardır ama bir varsam
Mezar olsa bol görünür gözüme

Yıllar yattım ne sevgili izledim
Ne vefasız yar yolunu gözledim
Ama yalnız yeşil rengi özledim
Taze yaprak süreceğim yüzüme

Mapus kişi kendi bakar falları
Garip olur yoksunlukta halları
Bir kurtulsam kuru ağaç dalları
Sarılacak kol görünür gözüme

Özgür olan bilmez geçer denizden
Deniz nedir mavi nedir sor bizden
Bir çıksaydım körolası hapisten
Su olurum inan olsun sözüme

İZLER

O yürek resmini
Yüreği delen oku
Ucundan damlayan kanı
Ve sonra altına adını
Başka ağaçlara değil kendi gövdeme
Göğsümün sol yanına kazıyorum

Kumsalın o ince kumlarına
Uzanınca yüzükoyun
Delik deşik yüreğimden
Kuma sızan kanımı görüyorum

Yürüyünce ardımda kalan
Ayak izlerim değil
Derin derin yürek izleri
Zaman zaman dönüp bakıyorum
Seninle yaşadığımız zamanı
Geri alamadığıma yanıyorum

KAPILAR AÇIK KALSIN

Hiçkimse buyur etmedi beni
Bu dünyada hiçbir yere
Ama açtım bütün kapıları tekmeleyerek
Bütün engelleri göğüsleyip yıkarak
Buyrun dediler o zaman incelikle
Buyur ettiler

Elimden geldiğince görevimi yaptım
Gülümsedim hıçkırıklarımı boğarak
Sonunda kimsenin yorulmadığı denli yoruldum
Artık kapılar açık kalsın
Bundan sonra gireceklere
Şimdi dinlenmeye gidiyorum
Hoşçakal güzel dünyam

ANİÇİVO

Sarınıvermiştin bir ak buluta
Sarı saçlarına örttüğün tül
Üstüne çiçekler serpilmiş bir mavimsi bulut
Bir elinde çiçek
Öbür elin elimde
Yirmi yıl geçmiş dün gibi

Bir nehir kıyısında öpmüştüm ilk
Üz azdan bir bütün
Biraz kayısı biraz ters biraz üzümdün
Ey Rambrand kadınlarından bir tombul kanarya
Şimdi ne kaysı kaldı ne üzüm
Hâlâ yaşıyoruz ya
Bu de yeter iki gözüm

TELEFONDAKİ SESİN

Telefon teline tünemiş bir serçe
Başını sokmuş kanatlarının altına
Telefon telinden kayarak yağmur damlacıkları
Damlıyor yere

Telefondaki sesin öyle üşümüş ki yalnızlıktan
Sesini öpüyorum yüreğini ısıtmak için
Hohlayıp avuçlarımı sesini ovuşturuyorum
Öyle üşümüşsün ki yalnızlığından
Ne yapsam seni ısıtamıyorum

Ergenliği çatlamış oğlan çocuğu sesiyle ağlıyorum
Beni de üşütüyor gözyaşların
Kayıp kirpiklerinden yaşlar
Yüreğime düşüyor
Beni de üşütüyor

Ilıtıp yüreğimdeki sözcükleri
Dün gece sana rüyamda söylediklerimi
Bir bir öperek yineliyorum

Sesinin bulutlarından çıkıp açıyor güneş
O oğlan çocuğu sesinle gülüyorsun
Birden ısınıyor sesin

Telefon teline tünemiş serçe
Çıkarıp başını kanatlarından
Pırr diye uçuyor göklere
Telefondaki seslerimiz tutuşup elele
Uçuşuyoruz havai maviliklere

SONDAN BAŞA

Bir tel saç
Bir ayağım onaltıncı yüzyılda
Bir ayağım yirmibir
Yüreğim sende
Usum aradabir

Masamın gözünü karıştırırken buldum
Bir tel saçını sakladığım o zarfı
Tek tel saç okşanmıyor
Öptüm sonra koydum yerine

Hâlâ tek tel saçındayım sevinin
Yirmibirinci yüzyılda yaşarken
Onaltıncı yüzyıldayım
Belli ki bir geç kalmış şövalyeyim
Hem de ortaçağların en soylusu
Belki de bir gecikmiş Don Kişot

UNUTULMAYAN

İkimiz de aynı şeyleri düşünürmüşüz
Her uçağa binişimizde
Öyle şeylerimizi yitirdik ki
Umudumuz da yok
Dünyaya bir dahaki gelişimizde
Bıraktık kendimizden çok şeyler
O liman kentinde
Ağlayarak dans edişimizde
Başka bir kentin ormanında ateş yakıp
Sabaha dek içişimizde
Yine uçaktayız işte
Geçmişte olduğu gibi tıpkı
Koy başını omzuma
Yine örtsün saçların yüzümü
Uyusun güzel günlerimiz
Kimselerin bilemeyeceği geçmişimizde

BİLİNMEYEN

Bişey bekliyorum bilmediğim
Örneğin pembe bir ilkyaz dalı mavi üstünde
Radyoyu açınca bir ezgi sevdiğim
Birisi giriversin kapımdan
Sarılıp oracıkta tanışalım
Yada bir mektup öpülesi
Bir ses ki tutunup sevilesi
Telefon çalsın
Sesin kendisi muştu
Masamdan uzanıversin bir çiğdem
Bir gelincik açıversin aynadan
Bir telgraf bir armağan bir ödül
Dünyalar benim olsun
Bişey ki şaşırtan
Bişey ki sevinçten
Kendiliğinden
Bişey ki birden
Tansıklardan tansık
Gerçeklerden gerçek
Bekliyorum ey bilinmeyen

BİR YANLIŞLIK

Hani yanlış açmazdı çiçekler
Hani yanlış doğmazdı güneş
Hani her ağaç bir bütündü
Hani bulutlar hangi biçimi alsa yanlış değildi hiçbiri
Hani yanlış değildi sevdamız
Güneş gibi, çiçek gibi, bulut gibi yanlış değildi.

Şimdi akan sular da yanlış, durgun sular da
Yanlış uçuyor bütün kuşlar
Yanlış ağaçların yanlış dallarında yanlış yapraklar
Şimdi her şeyde bir eksiklik var
Hep yanlış yemişler sarkıyor dallardan
Ay yanlış yerde yanlış ışımış.

Beni seviyormuşsun
seni seviyormuşum
Ah senin yanlışın
Vah benim yanlışım
Gerçek mi, kurşun mu, bıçak mı
Hiçbirisi böylesine doğru bulamazdı yüreği
Kaçıncı kez aldanmışım
Bin değil, binbir değil
Baştan ayağa ben yanlışım

GÖMÜYÜ ARAMAK

Babam Abdülaziz Efendi
Yaşamınca bir gömü aradı
Sanki gömmüş gibi kendi
Yerini başkası bilmezdi
Bulamadan aradığını
Seksenüçünde tükendi.

Gömü arayıcılar soyundan gelirim
Kimimiz altın arar, kimimiz sevi
Hepimizin gönlünde o düşlem evi
Bulamayacağımı bilirim
O olmayanı ararım
Babam gibi bulamadan ölürüm.

Türümüz tükeniyor gittikçe oğlum
Sürdür ata armağanı kalıtımızı
Kurutma bu has damarı insan soyundan
Olmasa da ara düşleyip bir gömü
Yaşamak aramaktır içindeki gömüyü

SOĞUK

Üşüyor evin tuğlaları
Muslukları kapıları
Döşeme tahtaları
Üşüyor sular ateşte kaynarken
Üşüyor ateş
Sevisizlikten

AYET

Bu gece bir ses arıyorum
Beş yıl önceki sesin gibi girsin koluma
Bu üzünç çiseleyen puslu akşamda
İbrişim ibrişim aksın saçlarımdan

Bu gece o eski sesini arıyorum
Koluma girsin sımsıcak
Islanırken yağan yalnızlıklardan
Boyuna konuşup sesinin turuncusu
İçimdeki buzulu eritsin

Taksim alanından Balıkpazarı’na
Sesinin turuncusu kolumda
Cumhuriyet meyhanesindeyiz
Tıpkı o geceki gibi gelişigüzel konuş
Arnavutköy’de kiraladığın evden
Fener’deki resim gibi güzel papazdan
Söyle de ne söylersen söyle turuncu turuncu
Sözlerin değil sesin âyet bu gece

ALDANIŞ

Haritalara bakıyorum
Hiçbirinde evin yok
Ansiklopedilere bakıyorum
Hiçbirinde resmin yok
Sözlüklere bakıyorum
Hiçbirinde adın yok
Bakıyorum kendime
Seni görüyorum
Benden başka yerin yok

OKUL

Mapus damı bana çok şey öğretti
Ama en çok sabretmeyi
Yalnızken kalabalık olmayı
Kalabalıktayken de kendimle kalmayı
Ve sürekli kendimle kavga edip
Durmadan kendimle barışmayı
Hiç gocunup yüksünmeden
İhanetlere katlanmayı
Beş metrede beşbin metre yürümeyi
Ve duvarların darlığında
Dünyaları dolaşmayı
Ve hepsinden de çok
Bütün yuvarlakları yüreğimde bileyip sivriltmeyi
İnsan olmayı insan olmayı

SON İSTEK

Bitki olacaksam
Çayır çimen olayım
Aman baldıran değil

Yol altında kalacaksam
Gelin arabaları geçsin üstümden
Çelik paletler değil

Üstümde çocuklar koşuşsun
Ne kaçan ne kovalayan
Askerler değil

Kerpiç yapacaksanız beni
Okullarda kullanın
Cezaevlerinde değil

Soluğum tükenmez de kalırsa
Islık öttürsünler
Aman ha düdük değil

Kalem yapın beni kalem
Şiirler yazan sevi üstüne
Ölüm kararı değil

Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında
Sakın ola ki
Silahlarda değil

HARPUTUN BAĞRINDAKİ ÇİVİ

Seni en çok
Güver uçurumundan bakarken aradım
Uçurum bir milyon yıllık
Yüzonbeş metre derinlik
Sevgimiz yedi yıllık
Ama Güver’den çok daha derin

Sonra birden
Tutacakmışsın gibi elimden
Bakarken uçuruma
Uzattım elimi sana
Şu kadar bin kilometreden
Ve tuttum Güver’in uğuldayan çığlığını
Yüzonbeş metreden
Duydum senin sesini
İki saat ayrımı olan o uzak yerden
Sevişmenin doruğundan düşer gibi boşluğa
Bir bilinmeyen kuşun çığlığı
Yuvarlandı dudaklarından uçuruma

Uçurumun kıyısında bir harnup ağacı
Uçurum bir milyon yaşında
Harnup yüz
Yedi yıllık sevgimiz
Harnupun dallarında çiçek açmış adak çaputları
Yaz kış çiçeklerini dökmüyor harnup

Gövdesine kalın bir çivi çakmışlar
Bencileyin acılar çeken harnup
Sakız sakız kanını akıtmış yarasından
Adak çiçekleri renk renk dallarında
Güver uçurumu bir milyon yıllık
Harnup yüz yaşında
Çivi on yıl önce çakılmış
Sevgimiz daha yedi yıllık

Benim tek niyetin sensin
Bu çiviyi çekip çıkarabilirsem bağrından harnupun
Benimsin
Çıkaramazsam olmayacak niyetim
Harnup çektikçe bağrındaki acıyı
Ben de çekeceğim ölene dek

Harnupun sakızı çivinin pasına kaynamış
Yarası derin mi derin harnupun
Tuttum çivinin başını
Ne de güçsüzmüş parmaklarım
Dayan sevdalı yüreğim
Göster gücünü demire
Göster gücünü sakızı taşlaşmış harnupa
Kurtar harnupun yüreğini
Ve kurtar kendi yüreğini
Çek çıkar çiviyi güçsüz parmaklarım
Herkül’se Herkül’ün parmakları
Zeus’sa Zeus’un
Zaloğlu Rüstem’in
Hazret-i Ali’nin parmakları ol

Savaşım zorlu mu zorlu
Kan ter içindeyim
Bir milyon yıllık uçurum
Harnup yüz yaşında
Çivi yarası on yıllık
Sevgimiz yedi
Pas sakıza sakız pasa kaynamış
Çıkarabilirsem çiviyi
Uçsun gönül kuşum kendi göklerinde
Çıkaramazsam
İşte uçurum

Paslı çivi oynadı yerinden
Ya kırılırsa başı çivinin
Canımı takıp dişime
Senin adını haykırdım uçuruma
Sesim geri döndü yüzonbeş metreden
Ve bir milyon yıl öteden
Çivi söküldü harnupun bağrından
Demek benimsin günün birinde sevgilim
Harnupun yarası on yıllık
Benimki yedi
Harnup yüz yaşında
Bir milyon yıllık uçurum
O paslı çiviyi saklıyorum
Güver uçurumunca sabırlıyım
Ölsem de kalsam da
Dünya durdukça seni seviyorum

SEN SÖYLEMESEN DE BİLİYORDUM

Seziyorum ki kaçacaksın
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende

Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
Ama kokunu bırak bende

Anlıyorum ki ayrılacaksın
Çok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende

Duyumsuyorum ki yiteceksin
En büyük acım olacak
Ama ısını bırak bende

Ayrımsıyorum ki unutacaksın
Acı kurşun bir okyanus
Ama tadını bırak bende

Nasıl olsa gideceksin
Hakkım yok durdurmaya
Ama kendini bırak bende

ŞİİRİ YAŞAMAK

Bu üç günde seni
Altmışsekiz yıl bekledim
Geldin
Öyle mutluyum
Şiir bile yazamıyorum mutluluktan
Ama yaşıyorum şiiri Üçgül’üm
Bu üç saatte seni
Altmışsekiz yıl yaşadım

YAZILARDA

Daha mı güzel yazılarda yaşamak seni
Gerçekten daha mı gerçek
Yazılarda sevmek
Yazılarda çarpıyor yüreğim
Yazılarda seni sevdim
Belki sen hiç yoktun yazıların dışında
Belki de ben hiç olmadım
Yazılarda yaşadım
Yazılarda ölüyorum
Beni yazılara koyun
Sevmeler için yazdım
Sevmeler için okuyun

BULGU

İnsanın olduğu gündenberi
Çokları aradı
Bir bulan olmadı
Sonunda biz bulduk işte
Ne bizden öncesi ne sonrası var
Bizimle bitecek bizimle başlar
İşbu buluşumuzu tarihler şöyle yazar
İkisi ortaklaşa
Sevdayı keşfettiler

ZENAAT

Benim zenaatim yaşamak
Dolu dolu
Derin derin

Benim zenaatim sevmek
Gizli gizli
İçin için

Benim zenaatim yazmak
Yaprak yaprak
Halkım için

Benim zenaatim kavga
Ekmek için
Barış için

DAR DÜNYA

Yüreğim gövdeme sığmıyor
Gövdem odama
Odam evime sığmıyor
Evim dünyaya
Dünyam evrene sığmıyor
Patlıyacağım

Acımın acısından susmuşum
Ki suskunluğum göklere sığmıyor
Böyle bir acıyı kimlere nasıl anlatacağım
Gönül dar geliyor sevgime
Kafam beynime
Ah şakaklarım
Çatlayacağım
Anladım artık anladım
Kimselere anlatmayacağım

ANKARA GARINDA

Bütün garlar üzünçlüdür ayrılışlarda
Dışı aydınlatıldıkça içi kararır
Garlar bile sevinçlidir kavuşmalarda
Dışı nice kararsa içi ışır

Sarılıştık öpüştük
Yalnızlığıma gidiyorum dedin
Gittiğin her yerde ben varım
Bana git
Geldiğin her yerde yine ben
Bana gel

SESİNDEKİ GÜNEŞ

Ellerin güneş dolu geldin
Eteğin güneş dolu
Kucak dolusu güneş
Dudaklarında göğüslerinde getirdin güneşi
Saçlarında gözlerinde güneş
Gülüşün güneş güneş
Güneşi öptüm sesinde
Yüreğim akkora döndü
Sapasaydam kesildim güneşinden

Sen gelmezsen kış geliyor
Soğuyup donuyor güneşim
Buz tutmuş içim dışım
Cam gözlerimde donuk gözyaşım
Buzul çağını getirir gidişin
Sesten sese koşsam da senin değil
Sesini gönder hiç olmazsa
Bende donan yokluğunu
Isıtsın sesindeki güneş

ŞİİRİN VE AŞKIN UTKUSUDUR YENİLGİ

Sen ağzınla tutsan da şiirin kuşunu
Bir bakışınla şiirler konsa omuzlarına
Tırmansan da yokuşunu soluk soluğa şiirin
Sunsan da en doruğuna
Şiirin bunca yıllık çileli yorgunluğunu
Bu engebeli yolculukta bıraksan
Bir yalaz karanfil gibi son soluğunu
Geceler boyu şiirler sevişip
Nur topu sabahlar doğsa yeryüzüne
Yine de

Sağırlar pazarında körler satıcı körler alıcı
Söylemek sana düşmez susacaksın
Susacaksın çünkü şiirin onuru

Şiir de tıpkı aşk gibidir
İkisi de yenilgide açar çiçeklerini
Şiirin ve aşkın utkusudur yenilgi
Yenildikçe âşıksın yenildikçe şair
Şairin hası yenilir hep yenilir

YAŞANMAMIŞLAR

Yaşanmamış yıllarımı yine gördüm dün gece
Biri el ele gidiyor sevgilisiyle
Bir başka yaşanmamışım rıhtımdaki bankta öpüşüyor
Biri de el sallıyor kalkan tirene gözleri yaşlı
Bir başkası var ki göremiyorum
Mutluluklarının üstüne perdeler kapalı

Her nerde varsa yaşını yaşayanlar
Onların yüreğinde çarpar yaşanmamış yıllarım
Nerde görsem sevişenleri
Canın canda tenin tende uyanışını
Yaşanmamış yıllarım yanlarındadır
Kendimi kendimden bile gizleyerek
Seyrederim onlarda yaşanmamışlarımı

Bir kimesiz çocuktur yaşanmamış yıllarım
Uzaklardan seyreder durur
Bir akvaryumdaki balıkta birleşmiş bakışları
Dilim dilim ayı dilmiş bu gece yat direkleri
Bir kitabın yapraklarında değinen parmakları
Mutlu olurum yaşayanlarla mutluluğu
Yüreğimde çarpar hepsinin yürekleri

BİR AH ÇEKSEM

Yıkılmasın diye dağlar
Ah çekmiyorum
Kendimi yıkıyorum
Dünyayı yıkmıyorum

YOKLUĞUNDAKİ SEN

Yine yalnız değilim her zamanki gibi
Bu Uzakdoğu gecesinde yokluğunlayım
Aramızda yirmibeşbin kilometre
Sen kıştasın ben yazdayım
Sen bir yarısında dünyanın
Ben öte yarısındayım
Yine de bırakmıyor ellerimi yokluğun
Daha da bir gönlümcesin
Varlığından bin kat güzel
O yalımsal çıplaklığın yalaz yalaz
Ve en gizlerden konuşurken ellerin
İçimden gelmiyor mektup yazmak demeden
Sevişiyoruz yirmibeşbin kilometreden

YÜREĞİNİN ADRESİ

Buradayım diye bağırıp durma
Bıktım kendini haykırmandan
Biliyorum yerini
Yumruğum büyüklüğündesin
Göğsümün sol boşluğundasın
Yürek derler adına
Çırpınma göğüs kafesimde boşuna
Uçulsa ben uçarım yüreğim
Kapandığım zindanımın dışına
Alçakgönüllü ol beynim gibi
Vur beni çarp beni yık beni
Ama ne olursun söylenip durma

OLANAKSIZ

Sen bana aydan bakıyorsun
Ben sana yerden
Sen çok ötelerden
Bense gerilerden
Buluşamaz mıydık ortasında mekânın

Sen niçin bunca genç
Ben niçin bunca yaşlı
Uzatıyoruz ellerimizi
Kavuşamıyoruz
Oluşamaz mıydık orta yerinde zamanın

Sen bana geleceklerden sesleniyorsun
Ben sana geçmişlerden
İşitiyoruz birbirimizi
Ama duymuyoruz
Sevişemez miydik içinde şimdiki anın

SESİNDEKİ GÜNEŞ

Ellerin güneş dolu geldin
Eteğin güneş dolu
Kucak dolusu güneş
Dudaklarında göğüslerinde getirdin güneşi
Saçlarında gözlerinde güneş
Gülüşün güneş güneş
Güneşi öptüm sesinde
Yüreğim akkora döndü
Sapasaydam kesildim güneşinden

Sen gelmezsen kış geliyor
Soğuyup donuyor güneşim
Buz tutmuş içim dışım
Cam gözlerimde donuk gözyaşım
Buzul çağını getirir gidişin
Sesten sese koşsam da senin değil
Sesini gönder hiç olmazsa
Bende donan yokluğunu
Isıtsın sesindeki güneş

BEKLEMEK

İlk başlayan beklemeye eriklerdi
Sabrı olsa daha da beklerdi
Gelmedin koparmaya
Bekleye bekleye dökülmüşlerdi

Kirazlar vişneler dalları bastı
Gelip de toplamadın
Sabrı kalmayınca beklemekten
Bütün dallar kırıldı

Seni bekledi dallarında
Kokulu kaysılar ballanarak
Sen gelmeyince sabrı tükendi
Kaysılar da düştü dallarından

Bu bahçenin sahibi bir türkü tutturmuştu
“Bir fındığın içini senden ayrı yiyemem”
Armutlar elmalar başladı beklemeye
Sabırları kalmadı hepsi düştü yerlere

Üzümler asmalarda çürüdü beklemekten
Güller dallarında beklemekten kurudu
Kalmadı sabrı hiçbirinin
İncirler de toprağa düşüyordu

Yeşilin yalazı narlar
Sabrede ede çatladı
Gelirsin diye bekledi
Sonunda dallarından koptular

Son bekleyen seni ayvalar
Beklemekten dallar yoruldu
Dalın da yaprağın da sabrı tükendi
Düştü ayvalar yapraklar dallar

Artık ne dal ne yaprak ne yemiş kaldı
Şimdi bahçeme yağıyor kar
Karların ağırlığıyla eğilsem de yere
Hâlâ bahçemde seni bekliyorum
Taşları çatlatacak bir sabrım var
Ama unutma ki sevgilim
Benim sabrım olsa da
Ölümün sabrı kalmadı

O OLMAYAN

Hangi kitabı açsam seni okurum
Hangi kapıyı açsam seni bulurum
Hangi cezaevine girsem
Demir parmaklıklarda sen
Hangi gara insem
Sensin beni bekleyen
Her yalnızlığımda benimlesin
Acılarımda üzünçlerimde
Umarsızlıklarımda özlemlerimde
Ne zaman ağlasam içimdesin
Sayrılığımda elin elimde

Seni hem yarattım kendimden
Hem yaşam boyu aradım
Ben yoksam sen de yoksun
Götüreceğim kendimle

ÇOK İSTEMEK

Diyorsun ki
Zamanı ısıramayacağız birlikte hiçbir zaman
Öyleyse olabildiğince uzak kalmalısın benden
Olabildiğince ayrı birbirimizden
Saçından gözünden sesinden
Tedirginim güzelliğinden
Niçin anlamak istemiyorsun
Bir adamın kendini öldürdüğünü
Yaşamayı çok sevdiğinden.

YUVA

Yan yana geldikçe daha uzak
Birlikteyken daha kimsesiz
Bir ağrı sızım sızım yeri bellisiz
O da yalnız
Ben de yalnız
Acılar tütüyor bacamızdan
Görünmeyen taş duvarlar örmüşüz
Duvar olduk kendimize kendimiz
Ne yana dönsek
Kendimize çarparız

SOL EL KONÇERTOSU

Demek yazamadan
Demek okuyamadan
Demek konuşamadan
Hem de ölmeden yaşanabilirmiş
Ama sevmeden yaşanamıyor Üçgül’üm

Bir ölüyle bir canlı
Bir bedeni bölüştük
Sağ yanım ölmüş
Sol yanım capcanlı

Demek yazamadan
Demek okuyamadan
Demek konuşamadan
Ama düşünebildiğim için seni yaşıyorum
Yaşayabildiğim için sevmiyorum
Sevdiğim için yaşıyorum

Bir kolum bir elim bir bacağım ve dilim tutmuyor
Öyle bir sevgin var ki içimde
O beni hâlâ diri tutuyor
Yazamasam da okuyamasam da konuşamasam da
Seviyorum seni Üçgül’üm
Sevdikçe yaşıyor yaşadıkça seviyorum

ZORLA

Kendiliğimden şiir yazmadım
Şiir yazdırttı kendini
Hiçbir seviyi ben bırakmadım
Seviler bıraktırttı kendini

Kaçmadığıma bakmayın siz
Döğüştümse namus deyip
Hiçbir kavgayı ben çıkarmadım
Kavgaya zorladılar beni

Bu amansız yarışa kendim girmedim
Soluk soluğa yarışta buldum kendimi
Gönüllü katılmadım hiçbirine
İstesem istemesem her yarışa kattılar beni

Biliyorum ki yazılan artık yaşanmaz
Ben yazmak istemedim
Yaşamak istedim sevgimi
Kendileri yazdırttılar kendilerini

SEVİ DURAĞI

Söz verdiğimiz yerde buluştuk
Söz verdiğimiz zamanda değil
Ben yirmi yıl erken gelip bekledim
Sen geldin yirmi yıl geç
Ben seni beklemekten yaşlıyım
Sense beklettiğin için genç

ÖLEREK OLMAK

Sevgi doyumsuz
Verdikçe acıkıyor daha çok
Gittikçe obur
İstiyor hep
Ve her yerini
Ve en güzel yerini
Ve bütün zamanını
Ve bütün zamanından da çoğunu
Ve bütün olmazları ve olanaksızları
Ve hiç doymuyor

Sevi çevren gibi
İşte şu çizgi sanıyorsun
İlle de dokunacağım
Dokunur dokunmaz yokolacağım
Boğulacağım içinde kendi sevimin
Hepsini biliyorum
Ama yokolmadan doyulmuyor

AYRILIŞ ANISI

Tam da ayrılacağın zamandı benden
İçinde bulunduğum hava cama kesti
Camın öte yanında seninle ben vardık
Beri yanında ben kendimleydim

Tam da ayrılacağın zamandı benden
Dönmüştün arkanı geçmişine
Yüzün dönüktü şimdiye
Çepeçevre bakıyordun sonralara

Camın içinden geçip gittin
eteklerinle geçmişi sürükleyerek
Siluetin kaldı camda öylecene
Bakakaldım senden kalan boşluğa

Gittikçe yoğunlaşan bir sis
Buğulandırdı aramızdaki camı
Sen de öncekiler gibi bırakıp
Zamanda açtığın boşlukta yittin

ÖPÜLEN KARANFİL

Şam karanfillerinde bu akşam
Seni koklamak öperek
Havada bir sevi yanığı tütsü
Kasiyyun’da sıcak bu akşamüstü
Sarılıp yokuluğunu öpüyorum

Kaç bin kez söyledim yine de az
Gizimi ele veriyor bu karanfiller
Nice saklasam belli işte seviyorum
Say ki bir öpüştür mektubuma eklenmiş
Sana bir Şamlı karanfil gönderiyorum

BOŞUNA

Sen yoksun
Boşuna yağıyor yağmur
Birlikte ıslanamayacağız ki

Boşuna bu nehrin
Çırpınıp pırpırlanması
Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki

Uzar uzar gider
Boşuna yorulur yollar
Birlikte yürüyemeyeceğiz ki

Özlemler ayrılıklar da boşuna
Öyle uzaklardayız
Birlikte ağlayamayacağız ki

Seviyorum seni boşuna
Boşuna yaşıyorum
Yaşamı bölüşemeyeceğiz ki

HER ŞEY KENDİSİ

Yalnızken ne denli içtenlikliyse
Her ne varsa kendi olduğu gibi
Yeniköy’de bu akşam
Her şey neyse o
Hiçbişey benzemiyor başka bişeye
Maviler mavi işte
Bulutlar gerçekten bulut
Deniz denizin ta kendisi
Ve sen öyle sensin ki
Olursa o denli olur
Seni öperken anladım
Bu akşam ben de ben olmaktayım
Hem de hiç olmadığımca

SON KIŞIN İLKYAZ GÜNEŞİ

Hem sevinin hem şiirin kuraklığındayım
Hiçbir tohumum çatlamıyor
Kökümden hiçbir fışkın sürmüyor
Hiçbir dalım filizlenmiyor
Gittikçe daha çok çölleşiyorum

Ellerin bir uzansa çölümden yana
Parmakların bir dokunsa kuraklığıma
Dudakların değse bir ıssızlığıma
Fışkıran sular akacak gürül gürül
Sözcüklerim uçuşacak havamda
Seviler çiçeklenecek dallarımda
Türkülerim dans ederken göklerimde
Şiirlerim yağacak bulutlardan

Yolun düşecek mi bir daha çorak iklimime
Bir esinti gelecek mi kokunu getiren
Kimbilir ne yönden ne zaman doğacak
Bu son kışımın son günlerinde
Bir yalancı ilkyaz güneşi daha

TELEFON

Gelmiyorsun
Gelme
Sesini gönder yeter
Serum gibi kan gibi
Her türlü derman gibi
Bir iş için değil
Sormak öğrenmek için değil
Hiçbişey söylemeden
Anlat her şeyi
Sözcükler de istemem
Salt sesin sesin
Bir gül
Bir daha bir daha gül
Sonra kapat telefonu
Bende kalan sesin yeter

BENDE KAL

Bir tohum verdin
Çiçeğini al

Bir çekirdek verdin
Ağacını al

Bir dal verdin
Ormanını al

Dünyamı verdim sana
Bende Kal

BAĞIŞLA

Ya zamanından çok erken gelirim
Dünyaya geldiğim gibi
Ya zamanından çok geç
Seni bu yaşta sevdiğim gibi

Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya her şey bitmiştir çoktan
Ya hiçbişey başlamamış

Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken seviye geç
Yine gecikmişim bağışla sevgilim
Seviye on kala ölüme beş

PİYANO

Onsekiz yaşımla birlikte
Bu gece kapındayız.
Dinliyoruz
Rüyanda çaldığın piyanoyu
Camlardaki yağmur sesinden

Sahibi olamadığın piyano
Tıpkı benim olmadan
Seni sevdiğim gibi
Sen senin olmayan piyanonu çalarsın
Ben benim olmayan seni dinlerim
Ne güzel sesler yağıyor bu gece

ARKADAŞIM BADEM AĞACI

Sen ağaçların en aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakışı
Açarsın çiçeklerini
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü
Bir güler yüz bir tatlı söz
Açarım yüreğimi hemen
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni karasevda
Hem de bilerek kandırılığımızı
Kaçıncı kaz bağlanmışız bir olmaza
Ko desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de hiçbir aşkın
Açalım yine de çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sen de bu güzel havaya

SANA ADANMIŞ BİR GECE

Saatin birindeyim
Derinden derindeyim
Varlık ile yokluğun
Birleşik yerindeyim

Saatin ikisidir
Gizlerin berisidir
Bu haykıran sessizlik
Yüreğimin sesidir

Saatin üçündeyim
Gönder’in ucundayım
Çekilmiş bir bayrağım
Kale’min burcundayım

Saatin dördündeyim
Olmazın derdindeyim
Yıllarca aradığım
Bir imge ardındayım

Sabahın beşindeyim
En sonun başındayım
Bir olmaz sevidir bu
Ben onun peşindeyim

Sabahın beşbuçuğu
Renklerin en uçuğu
Doğar karanlıklardan
Umudumun çocuğu

Hadi benimle dene
Selam ver yeni güne
Sevgilim senin için
Sabahı ettim yine

MERAK

İçimde bir merak
Öyle bir merak ki
Ölümümden bir ay sonra
Bir güncük yaşamak
Ve
Dostu düşmanı
Suç üstü yakalamak

SUSARAK

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz
Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik
Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde
Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde

BEKLEMEK

Gözler önünde işte
Gittikçe arınıyorum kendimden
Her giden güzelleşir
Gidiyorum güzelleşmek için
Unutulsun diye çirkinliklerim
Gelecek birisi güzeldir
Gelince güzel değil
Hele gelmişse çirkin
Yaşam, ölüm gelecek diye güzel
Ey güzeller güzeli beklediğim
Kaç saatim, kaç dakikam ya da saniyem
Artık ne gelmek ne de gitmek
Yaşamın en zor yanı beklemek
Hiçbirimiz beklemedik doğmayı,
Doğduğumuzdan beri beklediğimiz
Ölmek

SABIRSIZ

Hançer kınında
Mermi namluda
Söz dilinde
Mektup zarfında
Rakı şişede
Nasıl sabırsızsa
Tıpkı öyle
Bu can tenden
Uçtu uçacak
Çırpınan yürek
Durdu duracak
Bir sevi esiyor ki
Vurdu vuracak

ÖZLEM

O denli o denli çok beklettin
Alıştırdın bekletmeye kendini
Çok zamanlar geçti de geldin
Senden çok seviyorum senin özlemeni

AŞK ÜZRE

Sevişirken yılan bile dokunmaz
Tapınmakta aşktan saygın olamaz
Sevda üzre yıldırım olsa çarpmaz
İstiyorsan uzak kalmak ölümden
Hep aşk üzre olmalısın a caanım
Ki ölüm de sevişirken kıyamaz

ACININ DUVARI AŞILINCA

Kendisi çatlamadan
Toprağı çatlatamaz tohum

Aşmışım sınırını mutsuzluğun
Ayrımsamıyorum bile öyle mutsuzum

Acısını artık duyamıyorum
Ki kendim öyle bir acı olmuşum

Aştım sevinin duvarını
Saçtan tırnağa sevi olmuşum

Nasıl görmezse göz kendini
Kendimi arıyor bulamıyorum

RÜYADA SENİ YAŞAMAK

Dün gece rüyamı gezdirdim sana
Tutup elinden
Kurulmakta olan bu yapıya çıktık
İskelelerden geçip
Kirişlerden tuğlalardan atlayarak
Merdivenlerden duvarlardan
Onbirinci kattaymışız
Birden bir erik ağacındasın sen
Kucağıma alıp indiriyorum dallardan
Kuştan hafifsin
Benimse hiç ağırlığım yok
Çok daha yükselecek bu yapı diyorum
Dahaca olmayan katları gösteriyorum
Bak onbeşinci yirminci kat
Bulutlara yükseliyoruz

Saatine bakıyorsun
Gitmek istediğini sezinliyorum
Seni kandırmak için diller döküyorum
Rüyamın her yerini gezmedin ki daha
Sonra kuşbakışı gösteriyorum
Şurda havuzumuz olacak
Kıyısında incir ağacı dut ağacı
Gölgesinde ikimiz

Rüyada bile sürmez ki mutluluğum
Başlamasıyla biter
İşte yatağımız yastığımız bulutlardan
Rüyamın en güzel yerini gezdirecekken
Uyanıyorum birden
Sen kimbilir nerelerdeydin
Ben o rüyada seni yaşıyorken

AZİZ NESİN

Reklamlar