Tüketici Nesiller, Ücretli Köleler, Kullanımlık Piyonlar Yetiştirme Projesi

Tüketici Nesiller, Ücretli Köleler, Kullanımlık Piyonlar Yetiştirme Projesi… Bu projenin yaratıcılarının ardındaki mantık ve motivasyonun yeni olduğu; modern olduğu için postmodernist bilgiçlerce günah keçisi ilan edilen zamanlar için geçerli veya kapitalist denilen üretim biçiminin müthiş bir keşfi olduğu düşünülmesin.
İnsanlık tarihinde toplumsal işbölümünün geliştiği, emeğin sömürüsünün, emek ürünlerinin haksız paylaşımının başladığı neredeyse tüm dönemlerde bu olguları ve izlerini görmemiz mümkündür.
Bu yazıda, tarihin derinliklerine girmektense, daha çok güncel bir havada, kısa bir inceleme yapılmaya çalışılacak. Başlığımızı alt başlıklar ve kendi aralarındaki ilişkiler temelinde incelemeye başlayalım:
Bu projenin bir “yetiştirme” projesi olduğunu söyledik, öyle ki; proje sahipleri açısından bu, sıradan bir yetiştirme gibidir. “Kültür” kelimesine etimolojik açıdan bakalım:
“Fransızca culture “1. toprağı ekip biçme, tarım, 2. terbiye, eğitim” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince aynı anlama gelen cultura sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince colere, cult- “ekip biçmek, toprak işlemek” fiilinden +tura sonekiyle türetilmiştir.”
“Cultus, cultura, Latince colere (tarım yapmak, toprağı işlemek) fiilinin perfekt kökünün türevleridir. Tarımsal çağrışım Batı dillerinde halâ canlıdır, ancak Türkçede algılanmaz.”
Tabii ki “kültür” kelimesinin günümüzde çok farklı boyutlarda anlamları vardır ancak burada dikkat çekmek istediğimiz nokta; proje sahiplerinin bu “yetiştirme” işlemini bir çeşit kelimenin orjinal kökenindeki anlamına yakın bir anlamda ele aldıklarıdır! Yani, kaba ifadelerle; onlar için bu yetiştirilenlerin “çiftlikteki davar, tarladaki avar” dan pek farkı olmadığı, insani olarak adlandırdığımız değerlerin nasıl bir tüketim nesnesi olarak ele alındığı gerçeğidir!

—-1) Tüketici nesiller yetiştirme:
Sermaye ilk doğum yıllarında büyük bir üretici güç açlığı içinde, tüm emek sahiplerini “artık değer” üretim bağlamında en üst düzeylerde sömürme yoluna gitmiştir. Halen de bu yollarına değişik biçimlerde devam etmektedirler ancak çağımızda bilimsel, teknolojik gelişimlerin sağladığı önemli ölçüdeki üretim kolaylığı, genel anlamda bir zenginlik ve refah da yaratmıştır. (Her ne kadar bu zenginlik ve refah adil paylaşılmasa da) Dolayısıyla, kapitalist fazla, yoğun üretimin (metaların) bir şekilde tüketilmesi de gereklidir! Bu nedenle, batılı sömürgeciler, insanlara, özellikle de yetişen yeni nesillere, bir tüketici kimliği, yaşama tarzı, rolü dayatmaya çalışmaktadır! Dayatma derken bunu görünen şekilde bir “zor” kullanımı olarak düşünmemeli. Dünya çapındaki moda akımlar, medyanın algı işlemleri, eğitim sistemleri üzerindeki yönlendirmeler, yaşama tarzı üzerindeki yönlendirmeler ve tüm bunları destekleyecek ve güvence altına alacak siyasi, politik iktidarlar ve askeri yapılanmalar… Merak edenler, tüm bahsedilen yönlendirmelerin gerçekleştiğine dair günlük hayattan binlerce örnek bulabilir!
Burada, özellikle en vahim olanının, eğitim sistemleri yoluyla çocukların ve gençlerin neredeyse tamamen tüketici bireyler olarak yetiştirilmeye, yetişmeye mahkum edilmeleri olduğunu söyleyebiliriz!
Böylece sermaye; ücretli köle olarak kullandığı çalışabilen veya yetişkinlerin evlatlarını da tüketici olarak “istihdam” ederek, bir nevi, üretilen değerlerin, metaların alıcılarını, tüketicilerini hazır bulundurmakta, kendisini garantiye almaktadır! Olan; boş, ideali olmayan, neredeyse düşünmekten aciz olarak “yetişen” nesillere, bununla beraber onlarla “başetmek” zorunda bırakılan ebeveynlere, eğitimcilere, sözde pedagoji uzmanlarına, “rehber” eğitimcilere, devletin güvenlik görevlilerine ve kısaca bu ortamda yaşayan tüm insanlara olmaktadır! Çünkü herkes bu bedeli bir şekilde ödemekte veya şimdi olmasa da gelecekte ödemek zorunda kalmaktadır!
Büyük önder Atatürk’ün geleceği emanet ettiği genç nesiller bu konuda uyanık olmak zorundadırlar!

—-2) Ücretli köleler yetiştirme:
Ücretli köle yetiştirmek olayı, bahsedildiği gibi, yeni değildir. Kapitalist sistemde, elinde genel kullanım değeri olarak kabul edilmiş olan meta, para olmayanların sahip oldukları tek sermaye “emek güçleri” dir. Bu emek güçleri satılık olduğu için ücretlidirler. “Çağdaş” kölelikleri ise, bu duruma mahkum edilmeleri ve üstelik emeklerinin değerlerinin acımasız bir sömürüye maruz kalmasındandır. (Sömürü ve zorunluluk olmasaydı dahi, bu sistemin olabilecek en iyi sistem olup olmadığı konusu ayrı, üst düzey bir tartışma konusudur.)
Buraya kadar hepsi bilindik şeylerdir. İşin ilginç yanı; tüketici olarak yetiştirilen nesillerin, yetişkin statüsüne girdikleri anda, o içinde yetiştirildikleri “toz pembe”, “fildişi ” dünyanın darmadağın olmasıdır. Yani, yetişkin oluncaya dek, deyim yerindeyse “altına pamuk bez belenen”, pohpohlanarak “el bebek gül bebek” yetiştirilen, ebeveynlerce her dediği, her istediği gerçekleştirilmeye çalışılan, düşünme, sorgulama, yaratıcılık, emek vererek değer üretme, araştırma eğitimi verilmeyen, tüketici olarak yetiştirilen bireyler, hayatın acı gerçekleriyle bir anda karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durumun ne çeşit travmalar, sosyolojik sorunlar ortaya çıkaracağı belirsizdir.
Bu duruma; tüketicilikten ücretli köleliğe geçiş travması diyebiliriz.
İşin diğer ilginç yanı; özellikle geri kalmış, geri bırakılmış toplumlarda, gerek cehalet, gerek egemen elitlerin yönlendirmeleri sonucunda fazlasıyla nüfus artışı gerçekleşmektedir. Burada da aynı diyalektik işleyişin izlerini sürebiliriz:
Fazla nüfus; düşen hayat standartları, eğitim ve kalite demektir. Diğer yandan ise; ücretli köle potansiyeli ve de zulüm sistemlerinin kaçınılmazı olan savaşlarda savaşacak, terörist faaliyetlerde ölecek er, piyon, kurban demektir! (Nispeten gelişmiş toplumlarda, göreli olarak, nüfus artış hızının düşük olduğunu, ortalama insan ömrünün daha uzun olduğunu, hayat standartlarının daha yüksek olduğunu herkes bilmektedir!)
Bilinçli veya değil, bilerek veya bilmeyerek eğitim almamış insanlarda, toplumlarda ücretli köleliğe başkaldırabilecek zihinlerin, bedenlerin ortaya çıkma ihtimali oldukça düşüktür! Proje yöneticileri de bu durumu oldukça iyi bilmektedirler. Ya değilse neden bu durumu desteklesinler!?
(Kimi ahlak havarileri tüm bu yaşananları; hangi dinden iseler o dinin ahlak kurallarına uyulmamasına bağlamakta; tüm bu sorunların dinsel bir ahlak eğitimi verilerek çözülebileceğini öne sürmektedirler. Kendilerinin, kendi söylemlerine dahi samimi olarak inanıp inanmadıkları ayrı bir konu olup, hayatın gerçeklerinin hiç de tarif ettikleri gibi olmadığını söylemeliyiz! Örneğin en basitinden; İstatistikler, artan dinsel eğitimlere, artan dinsel ibadethane sayılarına rağmen toplumlarda ahlaki (bize göre etik) bir çöküş, yozlaşma olduğunu göstermektedir. Bu sözde ahlak savunucuları o kadar iflah olmaz bir kısır döngüdedirler ki; halen bu istatistiksel sonuçları da dinsel ahlaki eğitim yetersizliğine bağlamaktadırlar!)
Son olarak ekleyelim; “çağdaş” sermaye için, tüketici nesiller ve ücretli kölelik olguları birbirini tamamlayan ve destekleyen diyalektik bir birlik içindedirler…

—-3) Kullanımlık piyonlar yetiştirme:
Piyon denilince birçoğumuzun aklına satranç oyunu gelmekte. Konumuzdaki piyonlardan farklı olarak satrançta piyonlar, şaha, oyunu oynayanın genel amacına, stratejisine hizmet etmesi açısından oldukça önemli bir araçtırlar. Yeri gelir piyon vezirden daha etkili bir strateji unsuru olabilir.
Nesnel gerçeklikte kastettiğimiz piyonlar ise; kelimenin tam anlamıyla “kullan-at” lık piyonlardır.
Alınıp satılabilecek bir nesne, meta; kullanım değeri bittiğinde insan olup olmadığına bakılmayacak birer kurbandırlar! Bu “piyon” stratejisi de diğerleri gibi, tarihte yeni değildir! Egemen unsurların elinde piyon olarak kullanılmış binlerce insan, tarihin çarkları arasında öğütülmüş, harcanmışlardır.
Proje yaratıcı ve yürütücüleri pratik-pragmatik çıkarları uğruna, olmazsa olmaz bir gereklilik olarak piyonlara ihtiyaç duyarlar, ki sistemlerinin çarkı dönsün.
Son tahlilde gözlerinde; tüketici nesiller, ücretli köleler birer piyon veya piyon olma potansiyeline sahip nesnelerdir. O piyonları, nasıl, nerede, ne zaman, hangi biçimde kullanacakları kendilerine (gündem ve ajandalarına) kalmıştır.
Şurası kesin ki; yukarıdaki maddelerde bahsedildiği bağlamlarda “tüketici nesiller”, “ücretli köleler” yetiştirme stratejileri, piyon yığınakları sağlamaya da imkan sağlayan, elverişli stratejilerdir.

Reklamlar
Bu yazı etik, eğitim felsefesi, felsefi eleştiriler, siyaset felsefesi içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorumunuzu Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.