Birbirini Yalanlayan İnançlarla Bilim Yapılabilir mi? Hakkında


Öncelikle şunu belirtelim, bu yazının amacı düşünce özgürlüğü ve eleştirel düşünme bağlamında Celal Şengör’ün değil, kendi deyimiyle, savunduğu bazı “dangalakça” fikirlerin eleştirilmesidir…
Celal Şengör, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde, başlığını “Birbirini Yalanlayan İnançlarla Bilim Yapılabilir mi?” şeklinde değiştirdiği konuşmasını yapıyor. Aslında başlığını tekrar değiştirmeliymiş, örneğin, “kibar” ifadelerle “Diyalektik Yöntemin Dangalaklığı” benzeri bir şey…
Zira, konuşmasının beklenen ya da algılanması beklenen hedefi (ateist olması sebebiyle); “Seküler, dindışı bilimsel anlayış vb” olması gerekirken, konuşmasındaki çarpıcı vurgular daha çok, başta Marks, Hegel, Platon, Aristoteles olmak üzere, birçok düşünürün, felsefecinin “salaklık”, “zırvalık”, “dangalaklık”ları veya diyalektik yöntemlerinin yanlışlığı, mantıksızlığı veya saçmalığı üzerinedir…
“Yarım hoca dinden eder” diye bir söylem vardır. (Bakınız: yanlış eleştiri hakkında)
İş felsefe, fizik, tarih, bilim tarihi, uygarlık tarihi ve din olduğunda; konuşurken, üstüne üstlük dalga geçer gibi, bilgiç bir tavırla ve “salak”,”dangalak” ve benzeri tabirleri kullanmadan önce; bu alanlarda gerçekten uzman kişilerin veya muhatapların çalışmalarını dikkatli bir şekilde incelemeli, gerçekten anlamaya çalışmalı ve ancak onları anlayabildikten sonra, kendi ifadesiyle “izah edebildikten” sonra, o konuda yorum ve eleştiriler yapmalı, ahkam kesmeli.. İlla ki tartışılmak isteniyorsa, bahsedilen uzman kişilerden biriyle, birileriyle karşılıklı oturup tartışma yapılmalıdır.
İroniktir ki Hoca, kendi farkında olsa da olmasa da, o “salaklık” olarak tanımladığı “diyalektiğin” avuçları içindedir.
Söylemlerine bakarsak:

**** Tarihte tanıdığı tek medeniyet (?) olarak ifade ettiği Yunan Medeniyetinin kurulmasında ve düşünsel bağlamda yükselmesinde etkili olan altyapının kendisi, ilk başlarda birer düşünür, yazar olarak anılan ve zamanla “filozof” olarak anılan Thales, Pythagoras, Ksenophanes, Zenon, Herakleitos, Demokritos, Sokrates, Platon, Aristoteles ve daha niceleri tarafından oluşturulmuştur…

**** Gazali’den bahsederken “doğuya attığı kazıktan” , Platon’dan sözederken de “batı dünyasına attığı kazıktan” sözediliyor?… Gazali’ni attığı kazık ayrıca incelenebilir, ancak ne hikmetse, Platon batıya kazık atıyor ve kazık attığı batı dünyası, ortaçağ karanlığından tekrar Antik Yunan değerlerini ve felsefesini incelemekle, onları yeniden sorgulamakla ve yorumlamakla çıkış yolunu buluyor… Yani Hocanın tek medeniyet olarak kabul ettiği Yunan Medeniyetini?..
Ve Hocanın aşağıladığı “diyalektik yöntem”, kimi bilim tarihçilerince Herakleitos zamanlarında kök salmış ancak gerçek ifadelerini Platon’un hocası Sokrates ve ondan sonra da Platon ve Platon’un öğrencisi Aristoteles’de bulmuştur… Öyle ki; Platon “Devlet” adlı eserinde, ideal site yönetiminde yöneticilerin zorunlu (!) olarak “diyalektik yöntemi” bilen ve uygulayabilen kişiler tarafından oluşturulması gerektiğini savunmuştur!..
Bilim tarihçilerinin, mantık biliminin kurucusu olarak kabul ettikleri Aritoteles, ilginç bir şekilde, eserlerinde “mantık” anlamında, İngilizce karşılığı “logic”, Türkçe “mantık” olarak kullandığımız kelimeyi hiç kullanmamış, onun yerine “analitik” kelimesini kullanmıştır… Bunu aklımızda bir ipucu olarak tutaraktan, şunu da belirtmeliyiz ki Aritoteles, hocası Platon’dan öğrendiği ve özünde mantık olan “diyalektik yöntemi” kullanmaya çalışmıştır. (Bence birçok konuda Platon’un öncüllerinden aldığı diyalektik yöntemi tam olarak anlayamamış ve belki de bu nedenle kendi “mantık” bilimini ya da yöntemini geliştirmeye çalışmıştır. Nitekim aynı dönemde başka mantık ve etik türleri de gelişmiştir. Örneğin Stoa mantığı. Ancak tarihin cilvesi, Aristoteles’in mantığı yaygınlık kazanmış ve ardıllarınca neredeyse tek geçerli mantık türü olarak kabul edilegelmiştir.)
Dikkat edilirse Celal Şengör, kendi önermesini doğrulamak, bir bakıma hedef aldığı türden mantığın saçmalığını ispatlamak için yine aynı mantığı kullanmaktadır! (kısır döngü) Oysaki; tarihsel yöntem gereği, Aristoteles’i eleştirirken dahi, onun yaşadığı devri, o dönemdeki koşulları gözönünde bulundurmak gereklidir ve dönemine göre çok ileri düzeyde düşünsel, devrimsel görüşlere sahip olduğunu teslim etmeliyiz!.. Nitekim birçok felsefe, mantık tarihçisi Aristoteles mantığının yüzyıllarca, neredeyse Yeniçağ dönemlerine dek belirgin bir şekilde aşılamadığını ifade etmektedirler!.. Dolayısıyla, 21.yy imkanları ve birikimleriyle, yaklaşık iki bin beş yüz yıl kadar önce yaşamış filozofları eleştirmek (daha doğrusu karalamak, üstelik dalga geçercesine çocuksu ve maymun iştahlıca) olsa olsa kişinin kendi seviyesi konusunda bizlere ipuçları verebilir.
Hegel’e gelince: Hegel’in diyalektiği, yine, yaşadığı dönem gözönünde bulundurulursa, daha karmaşık, idealist ve felsefi metafiziği içinde sistematiktir. Metafiziği Platon’daki gibi idealisttir fakat diyalektiğinin Platon’un kullandığı “diyalektik” olduğunu söylemek yanlıştır! Söylediğimiz gibi, Platon’un diyalektiğini kendi öğrencisi Aristoteles’in bile tam olarak anladığı, hatta Platon’un da hocası Sokrates’i tam olarak anladığı konusu şüphelidir…
Sırf “idealist” olmasından dolayı, bir felsefi düşünceyi, varsayımı dışlamak ise, elimizde çok güçlü argümanlar olmadıkça, yanlıştır. Aslında felsefede “dogmatizm” çok geniş, genel bir tanımlamayla karşımıza çıksa da; herhangi bir varsayımda, düşünme şeklinde yapılabilecek çok küçük hatalarda “dogmatizm” filizlenebilir, canlanabilir. “Şeytan ayrıntılarda filizlenir veya kendisini gizler.”

**** Hocanın kendisinin de doğruladığı gibi bilimsel teoriler, zaten, ilk başlarda tamamen varsayımlarla ortaya çıkar. Hele ki metafizik görüşlerde, varsaymalara dayanan temellendirmeler kaçınılmazdır. Marksizmi din olarak kabul eden (gören, çünkü Marks’ın bizzat “din” kavramı üzerine görüşleri nettir) Hoca, kendi bağlamında haklı görülebilse de, güncel bilimin bir çeşit din olmadığını veya inanç ve metafizik kabullerden tamamen “arınmış” olduğunu, kendi argümanlarıyla bizlere nasıl ispat edebileceği merak konusudur!?..

**** Devam edersek Marks, kendince, Hegel’in diyalektiğinden ve kurduğu metafizikten yola çıkarak, onu “idealist” özünden dolayı ters dönmüş, baş-aşağı olarak tanımlar. Kendi ifadesiyle “diyalektik yöntemi” tekrar ayakları üstüne oturttuğunu, “diyalektik materyalizmi” geliştirdiğini söyler. Marks’ın doğruları ve yanlışları ayrı bir tartışma konusudur ancak Marks’ın kendisinin de diyalektik yöntemini, idealist özü dışında, olduğu gibi Hegel’den aldığını düşünürsek; Marks’ın diyalektiğinin de Alman felsefesinin genel “diyalektik” anlayışı doğrultusunda olduğunu görebiliriz. Alman idealist felsefecilerinden farklı olarak Marks’ın diyalektiğinin, aslında tarihsel materyalist görüşünün, temel unsurları maddi varlıklar (üretici güçler, üretim araçları, üretim ilişkileri…) ve bu varlıklar arasında ilişkiler ve çelişkilerdir. Kısaca “praksis” tir. Dolayısıyla Marks’ın diyalektiğini, sembolik mantıktaki “p” ve “q” gibi sembolik, soyut, matematiksel ifadelere dayalı bir mantığa indirgeyerek, kabul edilen matematiksel mantığın akıl yürütmelerine dayanarak eleştirmek ve çürüttüğünü iddia etmek, Marks’ın diyalektiğinin hiç anlaşılamadığını göstermektedir!.. Gerçek hayattaki olaylar ve varlıklar, “p” ve “q” gibi sembolik ifadelere indirgenerek, bu ifadeler ile özdeşmiş gibi kabul edilerek ne anlaşılabilir ne de doğru düzgün eleştirilebilir!. Bu durum elbette ki Marks’ın çıkarımlarının eleştirilemeyeceği anlamına gelmez ancak eleştirirken kullanılan yöntemin geçerliliği sorgulanmalıdır!

**** Diğer yandan Marks’ın sosyolojik devrimci teorisini üzerine oturttuğu “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.” sözünü Marks, herhalde, bazı  yorumcuların dangalakça; “yorumlamak” ile “değiştirmek” kelimelerine takılarak, onları birbirlerine zıt ya da birbirlerinden kopuk kavramlarmış gibi ele alacağını tahmin edemeden söyleme gafletine düşmüş, ne yazık ki…
Bu sözünde, Marks’ın “değiştirmek”ten kastettiği aslında, toplumsal adaletsizlikler, ezen-ezilen, sömüren-sömürülen çelişkisine dayalı sınıflı toplumların değiştirilmesi, aynı zamanda dönüştürülmesidir!… Ve elbette ki toplumu ve doğayı anlamadan, yorumlamadan, onları devrimci yönde dönüştürmek imkansızdır!.. Nitekim koskoca “Das Kapital” kapitalizmin, öncelikli olarak ekonomi-politik bağlamda, yorumlanması ve izahı üzerinedir. Das Kapital bir yana, marksistlerin doğa üzerine bilimsel yöntemleri diyalektik ve tarihsel materyalizmdir. Yani doğaya salt siyasi, ideolojik kapalı gözlüklerle bakmazlar, bakamazlar. Mevcut doğa bilimlerinin bilgilerini, birikimlerini inkar etmezler, edemezler. Engels’in “Doğanın Diyalektiği” kitabı “tarihsel materyalist” yorumlar içerse de doğa-bilimsel anlayışlarına ilişkin birçok örneklerle  doludur.
Marks, kaba-materyalist, düz bir mantıkla, dünyada veya evrendeki doğa kanunlarının mekanik bir şekilde değiştirilmesinden bahsetmiyor!
Ayrıca Marks bu değişim ve dönüşümün salt kendi kişisel problemi olduğunu da düşünmez çünkü ona göre tarih zorunlu bazı yasalara uygun olarak, zorunlu olarak, zaten değişmektedir. Değişimde insan praksisi doğa ile birlikte önemli bir etkendir. Fakat kişisel olarak bu durumun bilincinde olmanın önemli bir ilerleme olduğunu da ekler.
Filozoflara eleştirisi ise; onların yaşadıkları gerçekliği sadece izah etme çabasında ve aşamasında kaldıkları, oysaki sadece bununla yetinmeyip onu aynı zamanda dönüştürmeyi de amaçlamaları gerektiği yönündedir. Zaten devrimciliği de bu noktadadır!..
Felsefi anlamda bir ereksellik de sunar Marksizm, fakat bu ereksellik “zorunluluk” temelinde işleyen bir erekselliktir. Çeşitli filozofların da erekselci anlayış ve açıklamaları vardır ancak Marksizm bu erekselliği insana, üretici güçlere, emeğe, işçi sınıfına, zorunluluk yasalarına bağlı diyalektik işleyişe yükler.
Ereksellik konusundaki yanlış anlayışlar insanı genelde kimi yanlış kader anlayışlarına, determinist-pozitivist doğa anlayışlarına veya dinlerine götürür. Nitekim Marksizmin bile determinist olan bazı görüşleri ya da yorumları; örneğin “komünizmin kaçınılmaz olarak geleceği” yönündeki görüşü, tarih tarafından, en azından şimdilik, gördüğümüz kadarıyla geçersiz kılınmaktadır.

**** “Diyalektik” konusunda: “Diyalektik” sadece “tez-antitez-sentez” matematiksel formülasyonuna indirgenemez. Alman idealist felsefesindeki diyalektik; karşıtların birliği, karşıtların mücadelesi, olumsuzlamanın olumsuzlanması, helezonik-sarmal tarihsel ilerleyiş, zorunluluk, yabancılaşma gibi temel kavramlar tam olarak anlaşılmadan kavranamaz! (Alman felsefesindeki “diyalektik” kavramı eleştirilecek ise daha güçlü argümanlara ihtiyaç vardır.)

Diyalektik Konusunda Ek Bilgi: Her ne kadar diyalektik denilince günümüzde Alman idealistlerinin (Fichte, Schelling, Hegel…) diyalektiği, ya da Alman materyalistlerinin (Marks, Engels…) diyalektiği akla gelse de varolan tek diyalektik anlayışın bunlar olduğu söylenemez! Bir kere bu yöntemin kökeni; Zenon, Herakleitos, Sokrates ve Platon ve son olarak Aristoteles’e gelen düşünsel bir birikime, mirasa dayanır. Yani Aristoteles’e ancak “etin suyunun suyu” ulaşmıştır! Nitekim, bilinen manadaki mantığın kurucusu Aristoteles’tir. Daha önce değinildiği gibi Aristoteles’in bu diyalektik yöntemi ne kadar benimsediği, sindirebildiği şüpheli bir konudur! Kendince kurduğu mantık ve temellerinin “diyalektiğe” bir tepki, alternatif olarak kurgulanıp kurgulanmadığını da insan sormadan edemiyor… Dolayısıyla, Şengör hocanın sözde “diyalektik” olarak tek etiket altına alıp toptan eleştirdiği, karaladığı, dalga geçtiği, yerin dibine sokmak istediği “diyalektik”, olsa olsa alman felsefecilerinin kendilerince yorumlayıp değiştirdikleri “diyalektik” olabilir; ki hocanın onu bile tam anlayıp anlamadığı şüphelidir! Şimdi o konuya da girip yazıyı uzatmayalım, ancak kısaca, bildiği ve bize aktardığı kadarıyla Platon’un “diyalektik” anlayışına kısaca bakalım:
~~~~ Bir kere hocası Sokrates ve Platon’a göre diyalektik; Sokrates ve öncesi dönemlerdeki sofistlerin yöntemi olan “retorik”e taban tabana zıt bir yöntemdir! Onlara göre sofistler, şeylerin aldatıcı kopyaları üzerinden, yanlış, indirgemeci çıkarımlara dayalı konuşmalar yaparak dinleyicilerini aldatmakta, kısa veya uzun dönemli amaçlarına ulaşmak uğruna insanları konuşarak manipüle etmektedirler… Ne ilginçtir ki günümüz demogogları, bazı sözde siyasetçi, bilim insanı ve tüccarları da aynı yöntemi halen kullanmaktadırlar!..
~~~~ Sokrates’in diyalektiği basit iki temel işleme dayanır: Toplama (sunagoge) ve Ayırma (diairesin)… Ancak kelimeler duyanları yanıltmasın, buradaki toplama ve ayırma, matematikteki basit, mekanik toplama ve bölme işlemleri değildir!
~~~~ Tabii ki, bu yöntemi uygulayabilmenin bir diğer şartı da, düalist bir varlık ve bilgi anlayışına sahip olmaktır; ki bildiğimiz kadarıyla Sokrates ve Platon bu anlayıştadırlar.
~~~~ Toplama; dağınık kavramların (!) genel bir tanım doğrultusunda toplanması, biraraya getirilmesi, günümüz diliyle ifade edersek, bir çeşit veri toplama, derleme, düzenleme işidir. Yani diyalektik yöntem, evde oturup salt zihinsel kurgularla oyun oynama işi değildir. Bilimlerden bilgiler devşirme yolu ile başlar işe… Örneğin belirli bir türdeki bitkinin tüm özelliklerine dair bilgilerin (verilerin) edinilerek onları o türe ait bir kategori, sınıflandırma yapmamıza neden olan yolları, verileri araştırır, toplu bir bakış elde eder, deyim yerindeyse. Sonunda genel bir “tanım”a ulaşmak amaçlanır!..
~~~~ Ardından ayırma; o kavrama ait düşünmelerin eklem (?..) yerlerinden öğelerine ayrılma işlemi gerçekleştirilir ki, bu konu da uzmanlık gerektirir… Burada daha fazla çözümlenemeyecek, bölünemeyecek temel birimlere ulaşmak amaçlanır! (Bu noktada Demokritos’un atomları (atoma) akla gelmekte, ister istemez. Demokritos, kendince, varlığın temel birimlerini, düşünsel olarak, zihinsel bir bölme, taa ki daha küçük parçalara bölünemeyecek temel birime, yani atoma ulaşacak bir bölme yöntemiyle ulaşmıştı… O zamanlar atomun deneysel olarak varlığını ispat edilemeyeceğini, ortaya konulamayacağını herhalde herkes bilmektedir!.. İşin ilginç yanı, diyalektik yöntemin de bu ayırma (diairesin) işlemini içermesidir!)
~~~~ Peki tüm bunların amacı nedir?.. Tüm varlıkların (varolanların) özlerini (ousia) kendilerinden aldıkları idealara ulaşmak, böylece sıradan gözler için bir karmaşa, kaos olan şeylerden yola çıkarak ideaların bilgisine, gerçek bilgiye (episteme) ulaşmaktır. Bu bilgi onlara göre değişmez, kesin, mutlak olan bilgidir. (Bu noktada eleştirilerim varsa da şu an konu bu değildir.)
~~~~ Platon, diyalektik yöntem ve episteme konusuna, Devlet adlı eserindeki Bölünmüş Çizgi Benzetmesi ile daha biçimsel bir açıklık getirir. Bir çizgi eşit olarak sırasıyla önce ikiye ve sonra dörde bölünür. Ve burada Platon, hiyerarşik olarak varlık ve bilgi anlayışını, bunların nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne serer. Hiyerarşik olarak en üstteki çizgi parçası, “episteme” alanı, idealar alanıdır ve bilgisine saf akıl (nous) ile ulaşılabilir. Alttaki çizgi, sayılar, geometrik şekiller (matematik) alanıdır ve bilgisine çıkarımlı akıl yürütme ile zihin (dianoia) ile ulaşılabilir. Bu iki alan, düşünülür alan, bizlere kesin bilgi (episteme) sağlar. Bunların altındaki çizgi, duyulur alana ait, canlılar, maddeler, insan yapımı nesneler, sanat vb. simgeler. Bu alana ait bilgi, inanç (pistis) düzeyindedir. En alttaki çizgi ise imge, gölge ve yansımalar vb. alanıdır. Bunlara ilişkin bilgi ise sadece tahmin (eikasia) düzeyindedir. Bu iki alanın sözde bilgileri, yani inanç ve tahmin bilgileri sadece sanı (doxa) dırlar.
Bu ek bilgileri toparlayalım: Platon’un varlık ve bilgi anlayışları iç içe geçmiş olup birlikte düşünülmedikçe anlaşılamaz niteliktedir. Yani düalist bir varlık anlayışı ve idealara yönelik bir bilgi anlayışı ve bu bilgiye ulaşmada neredeyse zorunlu bir yöntem olan “diyalektik” yöntem… Celal hocaya da eleştirimiz bu noktadadır. Yani, Aristoteles kökenli mantık söylemleri ile, matematiksel sözde çıkarımlar yolu ile Platon’u, Sokrates’i, kendi anladığı bir sözde “diyalektik” ve onun eleştirisi üzerinden çürüttüğünü iddia etmek, yer yer bu düşünürlere hakarete varacak türden haksız ithamlarda bulunmak, kelimenin tam anlamıyla, kendi deyimiyle ifade edersek dangalaklıktır! Çünkü Platon ayrı bir kategoride, dünyada varlık ve bilgi anlayışına sahiptir… Celal hoca ise ayrı bir kategoride, kendi ringinde, karşısında gerçek bir boksörün bulunmadığı bir ringde dansetmektedir. Oysa kabul etmek istemiyorsa hoca, daha baştan Platon’un, Sokrates’in düalist varlık ve bilgi anlayışlarını reddedebilir, hangi tekçi varlık anlayışına sahip ise belirtebilir (materyalist mi, idealist mi…) ve bunlara dayanarak kendi evren, varlık, etik vb. anlayışlarını açıklayabilir ve böylece, belki, karşısında kendi sıkletinde boksörler bulup onlarla mücadele edebilir. Gelmiş-geçmiş, yaşayan ya da yaşamayan kimselere argo söylemlerde bulunarak ancak kendi seviyesini düşürebilir ve bu düşmesinin iyice ayyuka çıkmasına neden olur.
Platon ve öncüllerinin diyalektiğinde, ne birbirini yalanlayan inançlar ne de “p” ve “q” gibi sembolik mantık sorunsalları söz konusudur!

**** Her ne kadar tartışmalı ve incelenmesi gereken bir konu olsa da Matematik kendisini somutta da gösterebilen soyut bir alandır. Matematiğin kendine has sembolleri ve dili vardır, mantık gibi…
(Örneğin Russel ve Frege öncelikle kendi bildikleri “mantığı” mutlak doğru varsayarak, ardından onu matematiğe indirgemeye çalışmışlar ve de birçok problemlerle karşılaşmışlardır; teorik önerme, yasa ve hipotezlerinde, günümüz çağdaş doğa bilimleri, bilimcileri de halen üç aşağı beş yukarı benzer mantığı ve yöntemi kullanmakta, geliştirmeye çalışmaktadır; yani Hocanın da içinde olduğu doğa bilimleri camiası.)
Diğer yandan, zihinsel semboller, işaretler, şekiller, diller halen dil felsefesi ve algı alanındaki felsefi tartışmaların temel konularındandırlar. Dolayısıyla sembolik mantıktaki basit tümdengelimsel analizler ve çıkarımlar yoluyla “gerçekliğin” tam olarak kavrandığını veya bir görüşü, önermeyi çürüttüğünü iddia etmek felsefi açıdan oldukça riskli bir yaklaşımdır.
(Hoca bunu kendisi de ifade etmekte, ancak neyin mücadelesini verdiğini anlamak güç; mantık eleştirisi mi, din ya da bilim eleştirisi mi, diyalektiğin karalanması mı, belirsiz… Sırf deneye, gözleme dayanan pozitivist ya da empirik bilim mi savunuluyor; ki deney ve gözlemler dahi kuantum fiziğinin ortaya koyduğu gibi oldukça görecelidir. Ayrıca Newton fiziğinin de tamamen yanlış olduğunu söylemek hatalıdır. Bu durumu kuantum fizikçileri de belirtmektedirler.)
Devam edersek, tümdengelimli” mantık dışında, “tümevarımlı” ve “heptengitmeli” mantıksal yaklaşımlar da vardır! Hatta diyebiliriz ki, şu an varolan bazı bilimsel yöntemler “tümdengelimli” mantıktan daha çok “tümevarımlı” ve “heptengitmeli” mantıktan yararlanmaktadır. Tümdengelimli mantık, daha çok, matematiksel elektronik, bilgisayar sistemlerinde kullanılmakta ve işe yaramaktadır. Yani bir önermeyi sadece tümdengelimli mantıkla çürütmek çok fazla bir anlam ifade etmez. (Özellikle de kullandığımız mantığın temel ilkelerini, kabullerini açık seçik bir biçimde belirtmemiş, tanımlamamış isek, mantıksal öncüllerimizin doğrulukları tartışmalı iseler.)
Mantıkçı Pozivitizmin, “doğrulanabilirlik ilkesini” eleştirenlerden Karl Raimund Popper, Yanlışlamacı bir bilimsel görüş öne sürmüş ve gerçek bilimlerle sözde bilimlerin birbirlerinden ayrılmasında en büyük ölçütün, sözde bilimsel teori ya da görüşlerin “yanlışlanamaz” nitelikte olmasından anlaşılabileceğini belirtmiştir.
Örneğin, Popper’a göre Marksizm, Metafizik, Freud’un Psikanalitiği, Astronomi ve hatta Mantık biliminin kendisi bile yanlışlanabilirlik testinden, maalesef, geçememiştir!.. Popper burada “tümevarımsal” mantığın belirsizliğinden kurtulmak amacıyla, teorilere “tümdengelimsel” yanlışlama testini uygulamayı önerir ve böyle yapmaya karar verir. Ancak kendisi farkında mıdır bilinmez; son tahlilde sözde bilim olarak kabul ettiği mantığın argüman ve kabullerini bizzat kullanarak mantık bilimini kurban etmiştir. Yani bir kısır döngü söz konusu (kendi kendini yiyen yılan Ouroboros misali) Ve sonra; sahip olduğumuz bilgilerin gelecekte yapılacak gözlem veya testlerle yanlışlanmayacağını garanti eden hiçbir kural olmadığı, bu konuda tek kuralın, eldeki “doğru” bilginin gelecekte yanlışlanmadan kurtulmasını garanti eden bir kuralın olmaması olduğu ve bu yüzden “bilim, kesin veya tam olarak ispatlanmış önermeler sistemi değildir” türünden sözler etmiştir. Bir anlamda, bilimsel ilerleme ile evrimin “Doğal Seçilim Teorisi” arasında bağ kurup yaşam koşullarına uyum sağlayamayan canlıların yaşam mücadelesinde ayakta kalamaması gibi, yanlış teorilerin de hakikat mücadelesinde eleneceğini, yarışa sadece daha güçlü olanların devam edeceğini belirtir.
Böylece, evrim teorisi temelli ve yanlışlanamaz olması bağlamında bilimsel saymadığı Marksizmin tarih teorisini, kendi göreceli yanlışlanamaz evrimsel bilimsel anlayışıyla çürüttüğünü varsayarak, yeni bir çelişki yumağına da sarılır. (Bunlardan başka, diğer bazı bilimsel görüşler: Thomas Kuhn’un Devrimci Bilim Görüşü, Paul Feyerabend’ın anarşist Çoğulcu Bilim Görüşü)
Mantıkta her ne kadar önermelerin doğruluk tabloları varsa ve oluşturulabiliyorsa da, bizler bir önermenin gerçek anlamda doğru ya da yanlış olduğunu günlük hayattaki göreceli gözlem, anlayış, algı ve değer yargılarımıza göre belirlemekteyiz. (Örneğin kedinin kedi olduğu önermesinin doğruluğu, ancak, günlük hayatta, bahsedilen konudaki tecrübelere dayanılarak belirlenebilir.)
Sonuçta, zaman, mekan ve özneler açısından göreli olan gerçekliklerden kopuk, insanlık adına işe yaramaz bir “mantık”tan yola çıkarak mantığın mantıksızlığını doğrulayabilecek birçok önerme oluşturmak mümkündür. Bu konularda, daha birçok çelişkiye birçok eleştiri getirilebilir.

**** Gazali’nin süper zeki olması (Gazali’den sonra İslam dünyasındaki bilim ve felsefenin gerilemesi bu zekaya ne kadar uymaktadır?..)

**** Arapların çok savaşçı olmaları (Hangi anlamda?.. Ortadoğunun bugünkü durumu gözönüne alınırsa, bu savaşçılığı kendilerini koruma manasında kullanmadıkları açıkça görülmektedir?..)

**** Kabul edilebilir tek medeniyetin Yunan medeniyeti olması?..

**** Bilimsel gelişmelerin ve aydınlanmanın ara basamaklarının ve birikimsel sürekliliğinin atlanarak geçiştirilmesi?..

**** Bilimin almanca yapılması (o zaman demezler mi, “senin şimdi yaptığın nedir?” diye… Nasılsa meydan boş, kuyuya taş sallamak bedava… Ben de buradan iddia edebilirim ki bilim Türkçe yapılır!.. Oktay Sinanoğlu’nu analım.)

… ve benzeri bu konuşmada geçen birçok söylem, doğrudan veri olarak kabul edilemeyecek türden “şey”lerdir…

Sonuç olarak;
Tüm bunlar ne demek? Kendimizce “gerçek” bilim adına yapılan tüm doğrulama, yanlışlama, çürütme ve benzeri eylemlerde bulunurken hangi argümanları, araçları kullandığımıza, kullandığımız kelimelere, üslubumuza dikkat etmeliyiz!
Aslında, büyük Sokrates’in ne kadar az şey bildiğini itiraf ederkenki alçakgönüllü bilgeliği ve erdemini, öncelikle bilim insanları ve felsefeciler örnek almalıdırlar!
Bu ve benzeri nedenlerle bilim metodolojisi konularındaki çelişki ve sorunlar, bireylerin, kendileri farkında olsalar da olmasalar da, öznel felsefi dünya görüşlerinden bağımsız olamazlar…
(Hocanın, eleştirdiği diyalektiğin “avuçlarında olduğunu” söylerken kastedilen durum budur.)
Bu bağlamdaki sorunlar, yine ancak, bilimlerin efendisi felsefe yoluyla çözümlenebilecek türden sorunlardır!
Descartes’ın yöntemsel şüpheciliği felsefenin olduğu kadar tüm diğer bilimsel disiplinlerin de en başta gelen yöntemsel aracı, ateşleyicisi olmalı, bunu yaparken de, Sokrates’in alçakgönüllü bilgeliği ayaklarımızı yere bastırmalıdır!

Reklamlar
Bu yazı epistemoloji, etik, felsefi eleştiriler, mantık, metafizik, yöntem içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Birbirini Yalanlayan İnançlarla Bilim Yapılabilir mi? Hakkında

  1. Geri bildirim: Atıf, Alıntı, Kaynakça ve Ünvanlar Konusunda | Felsefi Eleştiriler

Yorumunuzu Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.