Cennette Hurilerin İmkansızlığı

huriler

Çeşitli dinlerde, cennette “mükemmel” bir hayatın olduğu, olacağı öngörülmekte. Daha baştan, zaman açısından, bu “olduğu veya olacağı” meselesi sorunludur. Sözü edilen “mükemmellik” şu an yaşanmakta mıdır ya da yaşanacak mıdır?..
Eğer ki şu an yaşanıyorsa, bütüncül bir bakış açısından, varoluşun içinde dengesizlikler hüküm sürmektedir. Aynen, şu anki kapitalist sömürü düzenindekine benzer şekilde. Örneğin; Amerikada, Avrupada ya da Arap krallıklarında emeksizce “kazandığı” parayı sıvayacak yer arayan, psikolojik sorunlu zenginler ve Afrikada susuzluk ve açlık çeken, bir dilim ekmeğe muhtaç insanların, aynı dünyada yaşaması gibi…
Eğer ki sözü edilen “mükemmellik” yaşanacaksa; çizgisel evrimci, ereksel bir olaylar silsilesinin ardından yaşanacak olması, göreceli olarak daha haklı bir yazgıdır. Yani, dünya gibi “aşağı” bir gelişim aşamasından ve muhtemel sınav ve mücadeleler sonucunda o aşamaya ulaşılacaktır. Diğer alternatif ise; her şeye muktedir Tanrının böyle evrimsel, mücadeleli aşamaları gözönüne almadan, keyfi ve süreçten kopuk olarak öylesine bir aşamayı kurgulamış olmasıdır; ki bu sağduyuya, akla ve adalet anlayışlarına tamamen terstir.
Sonuçta evrimci, ereksel bir anlayış daha “iyi” gözükmektedir. Bu noktada, ironik olarak katı dinci görüşlerin  evrimci anlayışlara karşı olmaları ise dikkat çekicidir.
Oysaki savundukları “mükemmelci” cennet görüşleri, vaatleri evrimci kırıntılar içermektedir.
Örneğin, cennette erkeklere “mükemmel”, hatta bakire ve hep bakire kalacak  (!?) huriler verilecek olması, dilenilen her şeyin (!?) anında gerçekleşecek olması, ballı meyveler, kimilerine göre şarap akan ırmaklar vesaire…
Öyle keşmekeşlikler vardır ki bu vaatlerde; kimileri, sözü edilen hurilerin kadın-kız anlamından çok “arkadaş” anlamında olduğunu, cinsellik içermediğini; kimileri, kadınlara da hurilerin (arkadaşların) verileceğini söylemektedirler. Hangi birini kabul ederek eleştirelim bilemiyoruz. Kendi savlarının bile tam olarak ne olduğu belli değildir ve bu gibi savları piyasaya sürerek insanların zihinlerini bulandırmaktan ve deyim yerindeyse beyinleri saçmalık çöplüğüne dönüştürmekten başka bir işe yaramamaktadırlar.
Ancak, biz en “gözde” kabulü ele alarak devam edelim yani hurilerin, ballı meyvelerin cennetini.
Eğer ki huriler, ballı meyveler vb. birer mükafat, ödül iseler, bilmezler mi ki; bu ödüller cinsel içerikli ve beslenmeye dayalı tatminlere dayanmaktadırlar?.. Örneğin, cinsel ilişki sonunda belli bir derece haz elde edersin, yemek yersen, meyve yersen tokluk hissinden kaynaklı bir haz elde edersin… İstediğin her şeyi anında elde edersen, dünyadaki toplumsal koşullardan kaynaklı mülkiyet, sahip olma, korunma, güvende olma hislerini tatmin edersin…
Ve sözü edilen tüm bu “tatmin” leri, bu görüşleri savunan dinciler öteki dünyaya, cennete havale etmişlerdir. Yani; tüm dünyevi, fiziksel kökenli, hatta hedonist, aşırı biçimlerde kurgulanmış tatminler cennette bulunmakta ya da bulunacaktır! İlginç!.. Burada evrimci, neden-sonuç zincirlerine bağlı bir aktarım söz konusudur… Hazların kriterleri de, bu dünyadaki organik, biyolojik, toplumsal temelli olgular, oluşlardır…
Tüm bu tatminlerin kökeni fiziksel, hücrelerden oluşan bedenlerimiz ve yine hücrelerden oluşan sinir sistemi ve diğer sistemlerimizdir!.. Yani bu görüştekiler veya inananları, cennette de bu dünyadakine benzer bedenlerimiz, sistemlerimiz ve bunlara dayanan zevk ve hazlarımızın olduğunu, olacağını varsaymaktadırlar…
Diğer yandan bazıları, örneğin bazı yeniçağcılar (new-agers) cennette ruhsal, farklı bedenler olacağını söylerler, iddia ederler… Peki, öylesine bedenlerde bu tatminler nasıl gerçekleşecektir?.. Biliyoruz ki; hazlar, tatminler hücresel düzeyde etkileşimler, kimyasal tepkimeler ve bilişsel de olsa, sonuçta sinir hücreleri vasıtasıyla gerçekleşmektedirler…
Diyebilirler ki, bu hazlar, tatminler ruhsal düzeyde, soyut olarak elde edilecektir. Bu görüşü ancak Platon’un İdea kavramlarını kabul ederek veya etmiş isek savunabiliriz. Yani bir mutluluk ideası, bir iyilik ideası, bir at ideası, bir huri ideasının önceden (a priori) kabul edilmiş ve verilmiş olması gereklidir…
Bu yazıda Platon’un idealar teorisini incelemek konumuz değildir, ancak kısaca belirtilebilir ki; Platon’un idealar görüşü incelenirse, kendi içinde bazı metafizik çelişkileri barındırmaktadır… Örneğin idealardan nasıl, ne ölçüde pay alındığı tam olarak açıklananamıştır. Fiziksel, somut nesneler nasıl olup da idealara bağlanmışlardır?.. Fiziksel nesnelerin tamamiyle reddedildiği bir ortamda (cennet-cehennem) ise, sözü edilen haz ve tatminler nasıl elde edilecektir, belirsizdir…
Fiziksel bedenlerimizin olup olmayacağı konusu ise yine (din alimlerince) tartışma konusu olup belirsizdir?.. Oysa, birçok söylemlerde bedenlerimizin yeniden, tek tek, gerekirse atom atom yeniden yaratılacağı veya can verileceği, Tanrının tüm bunlara muktedir olduğu belirtilmektedir… Hatta, bu yüzden organ bağışına karşı çıkanların, bedenlerin yakılmasına karşı çıkanların olduğunu bilmekteyiz…
Kimileri de, cennette şimdiki ile alakası olmayan, farklı türlerde (cennete uygun) bedenlerimiz olacağını ama yine de vaat edilen zevkleri tadacağımızı, ödülleri alacağımızı söylerler… Ancak buradaki sıkıntı, bu ödülleri alma mekanizmasının bilinmez bir nitelikte olması, dinlerin kutsal kitaplarında belirtilmeyen, tamamen kendi hayal güçlerinin ürünü, kurgusal bir mekanizmaya dayanmasıdır… Ama burada da yine, arkadaki motive edici, harekete ivme kazandıran ödül-ceza mekanizması sabit olarak yerinde durmakta, ana etken olarak kalmaktadır. Sadece olayların oluş şekilleri makyajlanıp, allanıp pullanmaktadır.
Daha önce belirtildiği gibi, hangi söyleme, kurguya ya da alimin görüşlerine inanalım, belirsizdir.

Şurası kesindir ki; sözü edilen cennet vaatleri ve cehennem korkutmalarının kökeninde dünyevi, fiziksel, toplumsal koşullardan kaynaklanan kabuller, korku ve tatmin, ödül-ceza mekanizmaları, Kant’ın deyimiyle “maksim” leri vardır…
ETİK (!)
Meselenin etik boyutu ise kendi başına ayrı bir yazının konusu olabilecek kadar geniştir. Kısaca değinmek gerekirse; cennet ve cehennem senaryolarına yönelik etik ve ahlaki bazı sorular yöneltebiliriz:
*** Sırf cennetteki ballı meyveler, huriler vb. vaatlerden dolayı bir inananın “etik, ahlaki” yaşaması ne derece etik veya ahlakidir?
*** Sırf cehennemdeki zebaniler, ateşler, sonsuz (!) acılar ve işkenceler korkutmalarından dolayı bir inananın “etik, ahlaki” yaşaması ne derece etik veya ahlakidir?
*** Bir cennet veya cehennem kurgusu olmasaydı, benzer şekilde “etik ve ahlaki” bir yaşam sürmek imkansız mı olurdu?
*** Öne sürüldüğü gibi bir cennet ve cehennem kurgusunun, biz istesek de istemesek de, doğru olduğunu kabul edersek, böyle bir kurguyu ve olası tüm sonuçlarını toptan reddetme hakkımız var mıdır? Reddetme hakkımız olmasa, verilmemiş dahi olsa, reddetsek sonuçta etik ve ahlaki davranmış olur muyuz, olmaz mıyız?
*** Böyle bir reddetme hakkının verilmemiş olması, reddetme hakkının birisi tarafından “verilebilir” bir şey olması ne derece etik ya da ahlakidir?
*** Tüm bu cennet-cehennem, ödül-ceza kurgularının kendileri, işleyiş mekanizmaları ne derece etik ya da ahlakidir?
*** Soyut bedenlerle dahi olsa, haz, tatmin elde etmenin kendisi ve nihai amaç, erek olarak kabul edilmesi ne derece etiktir?

Daha birçok soru sorulabilir…
Tarihte birçok düşünür, filozof aynen bu şekilde olmasa da, bu konuları tartışmış ve kendince cevaplar bulmaya çalışmıştır. Burada sadece Kant’a göndermede bulunursak, Kant’ın etik anlayışı yukarıda sözü edilen (cehennem-cennet, ödül-ceza kurgusuna dayanan) sözde ahlak anlayışından çok çok üst düzeydedir.

Not: Yazıda geçen “mükemmellik” kavramının kendisi de göreceli olup tartışma konusudur.

Reklamlar
Bu yazı etik, metafizik, teoloji içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

9 Responses to Cennette Hurilerin İmkansızlığı

  1. nurettin daş dedi ki:

    hacı dediklerine kafam çok basmadı çok felsefi olmuş ama.insan allah’a kulluk şuuruyla doğar.ve nefs kötü bir şeydir.onu kötüye çeker.amma sen o şuuru yaşarsan allah nefsi gafur sıfatıyla rahmet eyler yani nefsi arındırır.ve nefsi helal daire tatmin eder.yani amaç allaha kulluk.her zaman.cennette de allaha kulluk etmeye devam edeceğiz.ama nefs kibirden pislikten arındığı için allahın rahmetiyle daha geniş tatmin alanları oluşur.yani asıl amaç allaha kulluktur.cennet ve cehennem asıl amaca motive araçlarıdır.ayrıca kafirler için önce allahın sonra meleklerin sonra insanların laneti onların üzerine olsun diye ayet vardır.yani asıl amaçta başarısızlığa uğramak önce allaha,allahın onu yaratma amacına,yani varlık nedenine,sonra tüm meleklere ,tüm insanlara hakarettir,küfürdür.onun hakkıda ancak cehennemdir.allah yatdımcımız olsun..

    Beğen

  2. imamı rabbani evladı dedi ki:

    Herşey den önce konu gelecekle ilgilidir
    Gayb dır diger bir deyişle öyleyse de bu yönden ele alınmalıdır.
    İnsanın merak a olan doğasından dolayı yapılmış asgari bir açıklama olarak görülebilir.

    Cennet ehlinin fizyolojik olarak tatmin noktası….. Belki o taraftan bakınca öyle görünüyor dur bir şey diyemem ben bu taraftayım bana hiçte öyle görünmüyor.

    Ahlaki mi? Niye olsun ki değil elbette vazife tümüyle tam tamına Allah rızası dır.
    Varoluş nedeni de budur.
    Gerisi teferruat yani razı olduğu ve olmadığı kullarına yapacağı muamele

    Allah ihtiyaç sahibi değil ki kulun razı etmesine kendisinin bir ihtiyacı olsun. Felsefe ile de bu konular hakkında bir arpa boyu yol alamazsın.
    Zira o kudret sahibi zatın zati yönündeki bilgilere ermek kafa yormak çıkarımlarda bulunmak beyhudedir.
    Zaten aksi nasıl mümkün olabilir felsefi olarak ta.. Sözün kısası ne düşünülürse düşünülsün düşünülen şey o değildir hatta ve hatta ne düşünülemesin düşünelimilinen şey de o değildir.
    O öyle bir sırdır! Zat i olarak bahsediyorum yoksa sıfatlarına dair değil. Ama yinede sıfatlarının hakikisi de böyledir

    Telefonda yazdığımdan harf ve diger imla kuralları burda çorba olmuş durumda okuyuculardan ayrıca özür dilerim
    Saygılarımla

    Beğen

    • felesefle dedi ki:

      Öncelikle yorum için teşekkür…
      Konu gelecekle ilgili ve “gayb”dır,demişsiniz.Gelecekle ilgili olmasını “gayb”olmasından mı çıkardınız bilmem?Çünkü “gayb” kelimesi hakkında kısa bir araştırma yaptım,genelde şöyle anlamları var:
      1Hazır olmama, gizli kalma. Hazır olmayan gizli kalan, görünmeyen.
      2)Akıl ve his (duyu) organları ile bilinemeyip, ancak peygamberlerin haber vermesi ile bilinen
      3)Mahlukların bir kısmının bilip, diğer kısmının bilmediği şeyler….gibi..
      Yani gayb bilinmeyen,gizli şeyleri tanımlayan bir kelime..
      1.ancak;Allah her şeyi bildiğine göre onun için gayb yoktur..
      “Gaybları ancak Allahü teâlâ bilir. O’ndan başka kimse bilemez.”(En’âm sûresi: 59)
      Onun için gaybın “bilindiğini” düşünüyoruz…
      2.ancak;”gelecek” geçmiş veya şimdi gibi zamanla ilgili bir kavramdır,yani bir şeyin bilinip bilinmemesinden onun “gelecek” olduğu sonucuna varamayız…Nitekim Allah için zaman kavramının olmadığını ekleyebiliriz.Ayrıca geçmişin veya şimdinin de tam olarak, en azından bizim tarafımızdan,bilindiğini iddia edemeyiz,yani bir şeyin “gelecek” olduğunu söyleyip ona bilinmezlik atfedip “şimdiyi ve geçmişi” kayıramayız,aklımızca..
      Yani yaptığınız yorum,inanca,imana dayalıdır..
      “Onlar gayba îmân ederler.”(Bakara sûresi:3)
      İman,inanç olması dolayısıyla da bence tartışmaya kapalıdır…
      3.ancak;yine de görüşlerimi söylemek gerekirse;
      ben bu taraftan değil ortada olan tarafından bakıyorum;hurilerin,meyvelerin başka soyut bir anlamı yoksa eğer “tatmin” içeriklidir,nitekim yazıda soyut durumların ancak “idealar” kuramıyla “mümkün” olabileceğini belirttim..
      “Ahlak” konusuna gelirsek,”olmadığını” söylemeniz sizin için değilse bile,birçok inanan için önemli bir konu…O açıdan bakarsak dinin ahlak ile ilgisi sorgulanmalıdır…
      “felsefeyle yol alınmaması” konusunda ise;siz farkında olsanız da olmasanız da,aslında yaptığınız bir felsefedir..Sadece bunun farkında değilsiniz ya da öyle olmadığına inanıyorsunuz..
      Neyse kısa keselim..Saygılar…

      Beğen

  3. imamı rabbani evladı dedi ki:

    Gayb beşer için sözkonusudur bunu bir çırpıda anlamanız gerekirdi öyleyse gayba dair bilgilerin çevresinde atılıp tutulamayacagını bilmeniz gerekir bunu bilmeyenlere bildirmek nasıl felsefe olur.
    Diğer bir konuda niçin hurilerin illa başka anlamlar yüklü olması gerekliliği?
    İlk anlaşılan yönünde illa bir arıza bir kısa devre takıntısı niye?
    Şu kısımın sanırım pek iyi anlaşılması bunu doğuruyor
    Dünya hayatı bir gölge Ahiret hayatı ise hakikisidir.
    Bırakın huriyi bir damla su dahi tek başını yeterlidir.
    Ne için yeterlidir?
    Şu fani Dünyadan alınabilecek en maksimum tatmini sıfır noktasına indirgemeye
    İnan insan için şu kadarını diyebilirim ki Cennet bir ikram yeridir ve o ikramın da sahibi Allah û Teâlâ dır.
    Cennet demek aklın eremeyeceği bir yer demek nokta.
    İmkansız demek sadece demekten ibarettir. Her şey e öylesine normal bir gözle bakıyoruz ki ibret alma kavramını soykırım a uğratmışız. Yahu ne normal? Herşey de bir hikmet bir kudret….

    Beğen

    • felesefle dedi ki:

      Gayba gayb olarak inananlar için doğru,ve de bu kişiler inanmakta özgür..her ne derlerse kendi içinde çelişkili çünkü madem ki gayb bilinemez onun hakkında hiç bir yorum,iddia dile getirilemez…Hem bilinemezliği iddia etmek,hem de onu ayrıntılarıyla tarif edip benim dediğim doğru demek kendiyle çelişir..
      Dünyanın ahiretin gölgesi olması düşüncesi,Platon(Eflatun)’dan mirastır..
      72 huri ümidiyle sözde cihat yapanlara bir damla su vaadi nasıl bir etki yapardı merak ediyorum..
      “Atıp tutmak” demek temeli olmayan birbirleriyle çelişkili ve tutarsız konuşmak demektir,bu tartışılır…
      Daha araştırır ya da sorgularsanız sadece cennet değil,cehennem,arafat,Adem-Havva …birçok noktaya akıl erdirilemeyeceğini keşfedersiniz..ve bu mantıkla hiçbir şeye sadece birkaç sözde “ulema” dışında kimsenin yorum yapamayacağı,birşey bilemeyeceği bir noktada bulursunuz kendinizi..
      Daha önce belirttiğim gibi inanç konularında tartışmak yersizdir…çünkü inanan inanmıştır,mantık veya akıl yürütmeler onun için geçersizdir…veya sadece bir noktaya kadar geçerlidir..

      Beğen

  4. imamı rabbani evladı dedi ki:

    Akıl mantık yürütmemek Allah inancının karşılığı demek çok mantıksız akıl dışı bir şeydir.
    Bilakis aklın gereğidir.
    Aklın her şeyi kavrayamayacağı yine aklın bir sonucudur.
    Ee bu nokta son durak mı dır yani?
    Bilinmezlik detay noktada sadece
    Çokta alakalı olmasada şu örnek konuya bir nebze ışık tutabilir.
    Allah cc hazretlerine şükür etmek peygamber dahi mümkün değildir.
    Buna dair bir kıssa da var ancak uzun kalacağından o kısmı geçiyorum.
    Kıssanın sonucu yaradana hakkıyla şukur ona asla şükredemeyeceğini bilip kavramak ki bu noktada kişinin takatı kadarıyla Allah cc hazretlerinin şanını yücelik ve kudretine dair azameti özümseyip hissetmesidir.
    Ancak ondan sonra seni şükür edenlerden sayıyor.
    Aklın ile sonuca ulaşıp bunu hazmetmek diğer bir deyişle kalbe tastikletmek..

    Menfaat e dair amel geçersizdir.
    Cihad yada sadaka yada herneyse..
    Bakın mizan kurulacak ve o gün ki (günden kasıt o zaman dilimi)
    Peygamber ler dahi dehşet içinde olacak. İnanan gözüyle bakın yada bakmayın farketmez sadece anlamaya çalışın.
    Mutlak gücün tek sahibi güvence verdiği halde yine o mutlak gücün o bulunulan ortama öyle bir sirayeti söz konusudur ki sözler bu noktada kifayetsiz kalıyor.
    Ve o öyle bir mizan ki peygamber dahi dehşet içinde..
    Simdi sen ganimet san şöhret Vesaire efor sarfetmiş amel işlemiş sin? Yada Allah rızasını kazanmak icin…
    Mizan var efendi
    Şimdi şekillen İslami hayat, düzen, mollalar, örgütler, devletler krallıklar hepsi bu mizandan geçecek.
    Allah rızasını kazanmak ta bir menfaat dir yada menfaat in gereği..
    Amma incelik var!
    Annenin bebekten bebeğin anneden olan menfaati gibi..
    Allah cc herşeyi kurallar kaideler çerçevesinde şekillendirmiş.
    Tek mutlak sadece O dur!

    Beğen

  5. felesefle dedi ki:

    neyse fazla uzatmayalım,aynı sözleri tekrar etmeyeyim.Son olarak diyorum ki;yorumlarınızda yaptığınız gibi akıl yürüttüğünüz an bir şekilde kendi inanç ya da düşüncelerinize göre felsefe yapmaktasınız ve bunlar tartışılır,sorgulanır…iyi günler…

    Beğen

  6. Geri bildirim: Şaka Değil Gerçek -5 | Felsefi Eleştiriler

  7. Geri bildirim: “Edip Yüksel İle Ateizm Tartışması” Üzerine | Felsefi Eleştiriler

Yorumlar kapatıldı.